Tarih: 20.01.2026 11:34

SURİYE ÇÖKERKEN LİBYA YANARKEN IRAK BOMBALANIRKEN..

Facebook Twitter Linked-in

Bir halk, kendisini yöneten lidere nefret duymaya başladığında bombalar korku değil, kurtuluş gibi algılanabilir. Bu siyaset değil, insanın kırıldığı andır.

Bir insan normal şartlarda bombadan kaçar. Ama bazı ülkelerde insanlar bombaya sevinmiştir.

Bu bir söylenti değildir.
Bu yaşanmıştır.

Irak'ta Bağdat bombalanırken bazı insanlar korkmadı. Kaçmadı. Saklanmadı. Aksine rahatladı. Ağlayanlar oldu. Sevinçten ağlayanlar. Çünkü yıllardır korktukları şey bombalar değildi. Korktukları şey kendi yöneticileriydi.

Bağdat'ta mesele bombalar değildi. Mesele Saddam Hussein'di. Yıllarca korkulan, susulan, itiraz edilemeyen bir isimdi. O yüzden Bağdat bombalanırken vatandaş "ölüyoruz" demedi. "Kurtuluyoruz" dedi.

Bu insanlar savaş istemiyordu. Yabancı asker istemiyordu. Ülkelerinin yıkılmasını istemiyordu. Ama şunu istiyordu: bu baskı bitsin, bu korku bitsin, bu hayat böyle devam etmesin.

O noktaya gelindiğinde insan artık "ülke ne olacak" diye düşünmez. "Ben bu hayattan kurtulacak mıyım" diye düşünür.

Bu yüzden bombalar, onlar için yıkım değil, bir çıkış kapısı gibi görüldü. Bu bir akıl işi değildir. Bu, toplumsal bir tükenmişliktir.

Aynı psikoloji daha sonra Libya'da ortaya çıktı. Trablus yanarken insanlar şunu söyledi: "Yeter ki gitsin, kim gelirse gelsin."

Trablus'ta mesele ateş değildi. Mesele Muammar Gaddafi'ydi. Yıllarca korkulan, alışılan, itiraz edilemeyen bir isimdi. Trablus yanarken vatandaş yangına bakmadı. Zaten içi yanıyordu. O gün binalar değil, korku yanıyordu. Bu yüzden "ülke ne olacak" demedi. "Yeter ki bu gitsin" dedi.

Bu bir sevinç değildi.
Bu, artık kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın tepkisiydi.

Suriye'de de aynı ruh hali yaşandı. "Esad gitsin, ne olursa olsun" denildi. Oldu. Bombalar yağdı. Şehirler yıkıldı. Milyonlarca insan yerinden oldu.

Şam'da ise Bashar al-Assad ismi, düzenin kendisiyle özdeşleşmişti. Şehir çökerken vatandaş "yarın ne olacak" diye düşünmedi. "Bugün bitsin" dedi.

Gittiler.
Ama arkalarında bir düzen kalmadı.

Buradaki çelişki çok nettir. İnsan ölüme sevinmez. Ama baskı uzarsa, ölüm bile yaşadığı hayattan daha hafif görünür.

Bu bir ihanet değildir.
Bu bir çöküştür.

Devletler çoğu zaman dış güçlerle yıkılmaz. Devletler, halk "ne olursa olsun" demeye başladığında yıkılır.

Bombalar sadece sonucu hızlandırır. Asıl yıkım, insanın kendi ülkesinin yıkılmasına bile razı hale gelmesidir. Asıl tehlike bombalar değildir. Asıl tehlike, halkın bombayı kabullenir hale gelmesidir.

Çetin Ay
BWA Başkanı


Not:
Bu yazı, Irak, Libya ve Suriye'de yaşanmış üç somut örnek üzerinden, bu ülkelerde belirli liderler döneminde ortaya çıkan toplumsal psikolojiyi anlatmakla sınırlıdır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —