kamera kapandığında bambaşka adımlar atılır.
Türkiye yıllardır Amerika ve Avrupa Birliği ile masaya oturdu.
Onlar kameraların önünde ne dedi.
Türkiye bizim müttefikimiz.
Türkiye NATO ortağımız.
Türkiye'nin düşmanı bizim de düşmanımız.
Ama kamera kapandı.
Türkiye'nin terörist dediğine silah verdiler,
açık açık destek sundular,
Türkiye'yi sahada bilinçli şekilde yalnız bıraktılar.
Yetmedi.
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini zayıflatan adımlardan geri durmadılar.
Bu desteklerin sonucunda on binlerce şehit verdik,
ülke ekonomisi ağır bir mali yükün altına sokuldu.
Bu tabloyu artık herkes görüyor.
Ama asıl kırılma noktası şudur.
Aynı yöntem bu kez Türkiye'nin içinde,
kendi vatandaşına karşı uygulandı.
Bu algı yalnızca Amerika ve Avrupa'dan gelmedi,
iç siyasette de vatandaşa karşı kullanıldı.
Kameraların önünde ne söylendi.
Türkiye büyüyor.
Kimseye muhtaç değiliz.
Savunmada çağ atladık.
Bölgesel güç olduk.
Adalet gelecek.
İslam güçlenecek.
Şimdi soralım.
Net soralım.
Kaçmadan soralım.
Madem bu kadar güçlüyüz,
neden eski modeli bile geride kalmış F 16 lar için Amerika'nın kapısında beklemek zorunda kalıyoruz.
Madem kendi uçağımızı yapıyorduk,
neden hâlâ F 35 e muhtacız.
Madem savunmada bağımsızdık,
neden Fransızlardan Rafale alabilmek için kapıda bekler hâle geldik.
Madem bölgede söz sahibiydik,
neden Suriye'de masada sözünü kaybeden taraf olduk.
Madem terörle tavizsiz mücadele ediliyordu,
neden terörle mücadelede kullanılan dil zamanla çelişkili hâle geldi.
Madem terör bitecekti,
neden sınırlarımız hâlâ silahlı yapılarla çevrili.
Madem ekonomi uçuyordu,
neden enflasyon emekliyi, işçiyi, memuru ezdi geçti.
Madem herkes zenginleşiyordu,
neden 43 milyon insan bankalara borçlu hâlde yaşamaya çalışıyor.
Madem her şey kontrol altındaydı,
neden dış borç 600 milyar dolara dayandı.
Madem daha adil olacaktık,
madem din ve maneviyat güçlenecekti,
neden Türkiye'de Deizm bu kadar hızlı arttı.
Neden gençler dinden değil,
adaletsizlikten, ikiyüzlülükten, çelişkiden soğudu.
Madem bu ülke bu kadar güçlüydü,
neden vatandaş her ay biraz daha fakirleşiyor.
Bu sorular düşman sorusu değil.
Bu sorular muhalefet sloganı hiç değil.
Bu sorular,
milletin boğazında düğümlenen sorulardır.
Çünkü artık herkes şunu görüyor.
Kameranın önünde anlatılan başka,
hayatta yaşanan bambaşka.
Algı var.
Gerçek bastırılıyor.
Ve, artık tek soru kalmıştır.
Bu ülke daha ne kadar
reklamla yönetilecek,
gerçekten nereye kadar kaçılacak.
Bir ülke algıyla yönetilmeye başlandığında,
gerçeğin faturası en ağır şekilde millete kesilir.
Bu soruların hiçbiri cevapsız bırakılamaz.
Çünkü bu sorular siyasetle değil, hayatla ilgilidir.
Ve, bir gün,
bu ülkeyi kamerayla yönetenler,
gerçeği örtenler,
algıyla ayakta kalanlar,
bu soruların tamamına tek tek cevap vermek zorunda kalacaktır.
Çetin Ay
BWA BAŞKANI
Not:
Bu yazı bir köşe yazısıdır. Yazıda yer alan değerlendirmeler yazara ait kişisel görüş ve kanaatlerdir