Uluslararası siyasette son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel düzenin daha doğrudan ve daha sert bir evreye girdiğine işaret ediyor. Diplomasi dili değişirken, ülkelerin sahadaki askerî ve teknolojik kapasitesi masadaki etkisini giderek daha belirleyici hâle getiriyor.
Geçmişte Volodymyr Zelenskyy ile yaşanan diplomatik gerilimler ve Donald Trump'ın kamuoyuna yansıyan sert üslubu, bu dönüşümün sembolik örnekleri olarak değerlendiriliyor. Son dönemde Nicolás Maduro üzerinden yapılan yorumlar da benzer biçimde, küresel siyasette artan güç vurgusunun bir yansıması olarak okunuyor. Uzmanlar, sürecin bireysel tutumlardan ziyade değişen güç dengeleriyle ilgili olduğuna dikkat çekiyor.
Hava, deniz, kara ve uzay alanlarında caydırıcılık sağlayan ülkeler, diplomatik süreçlerde daha güçlü konumda bulunuyor. Savunma sanayii artık yalnızca askerî bir başlık değil; teknoloji, ekonomi ve dış politika ile doğrudan bağlantılı stratejik bir alan olarak öne çıkıyor.
Değerlendirmelerde, bu sürecin bir gerilim ya da çatışma çağrısı olmadığı; asıl hedefin uluslararası dengeleri koruyacak hazırlık seviyesini sürdürülebilir biçimde muhafaza etmek olduğu vurgulanıyor. Türk milletinin tarihsel birikimi, dayanıklılığı ve devlet tecrübesi ise bu yeni dönemde önemli bir güç unsuru olarak görülüyor.
Değişen küresel dengeler, savunma kapasitesi ve teknolojik hazırlığın ülkeler için belirleyici rolünü artırıyor.
Çetin Ay