Bir yanlış anlaşılma olarak da okunamaz.
Bu, günümüz dünyasında gücün nasıl işlediğine dair yapılan bir değerlendirmedir.
Küresel siyasette artık bazı mesajlar açık biçimde verilmektedir.
Büyük güçlerin, kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden aktörlerle çalıştığı; bu çizginin dışına çıkanları ise farklı yöntemlerle baskı altına aldığı yönünde yaygın bir algı oluşmuştur.
Bu algıya göre siyasal uyum, koruyucu bir kalkan hâline gelirken; uyumsuzluk ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.
Devlet başkanı olmak tek başına mutlak bir güvence sağlamamaktadır.
Devlet sahibi olmak da her koşulda koruma üretmemektedir.
Bayraklar vardır.
Ordular vardır.
Sınırlar vardır.
Ancak uluslararası güç dengeleri içinde bunların caydırıcılığı, ülkenin genel kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.
Uyumlu görülen aktörler meşruiyetle anılabilirken,
uyumsuz görülen aktörler farklı tanımlamalara maruz kalabilmektedir.
Bu tanımlamalar zaman zaman güvenlik, terör ya da hukuk başlıkları altında yapılabilmektedir.
Bu durum, hukuki bir yargıdan çok,
uluslararası güç ilişkilerinin sahadaki pratik sonuçları olarak değerlendirilmektedir.
Bazı örneklerde, siyasal aktörlerin kendi ülkeleri dışında yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığı görülmüştür.
Bu da egemenlik, dokunulmazlık ve bağımsız karar alma kavramlarının günümüzde yeniden tartışılmasına yol açmaktadır.
Burada dile getirilen hususlar bir iddia değil,
uluslararası alanda gözlemlenen güç ilişkilerine dair yapılan bir analizdir.
Bu değerlendirme tek bir ülkeyi değil,
küresel sistemde yer alan bütün siyasal aktörleri ilgilendiren bir tabloya işaret etmektedir.
Bu nedenle uluslararası alanda şu soru sıkça dile getirilmektedir:
Sırada kim var?
Dünya düzeni, güç dengeleri üzerinden işlemektedir.
Ve bu noktada genel kabul gören gerçek şudur:
Bir ülkenin siyasal liderliğinin dış baskılara maruz kalmaması,
ülkenin ekonomik, askerî, teknolojik ve kurumsal kapasitesiyle yakından ilişkilidir.
Hava kuvvetleri güçlü olan,
kara ve deniz gücü caydırıcı olan,
teknolojik kapasitesi yüksek olan,
ekonomik bağımsızlığını koruyan ülkeler
uluslararası sistemde daha güvenli bir konumda yer alır.
Bu bir tercih değil,
mevcut güç dengesinin doğal sonucudur.
Bu nedenle çok çalışmak gerekir.
Üretmek gerekir.
Bağımsızlığı güçlendirmek gerekir.
Bayrağı, vatanı ve siyasal iradeyi korumanın yolu
duygudan değil,
kapasiteden geçmektedir.
Çetin Ay
Bwa Başkanı
Hukuki Not
Bu metin, anayasal ifade özgürlüğü kapsamında kaleme alınmış olup uluslararası siyaset ve güç ilişkilerine dair bir değerlendirme ve analiz niteliğindedir.