İRAN VE AMERİKA’NIN SINAVI.. GÖRÜNMEYEN GÜÇ SAVAŞI...
Bu çatışma sadece sahada yaşanmıyor; sahada olanlar, büyük güçlerin birbirini nasıl ölçtüğünü ele veriyor.
Bu yaşananlar iki ülke arasında yürüyen klasik bir savaş değildir. İran sahada, Amerika cephede görünür durumdadır. Belirleyici mücadele ise görünmeyen bir güç alanında ilerlemektedir. Ancak sınanan yalnızca askeri güç değil; bu gücün aynı anda kaç cephede ve kaç mücadelede taşınabildiğidir.
Çin bu tabloda taraf olmaz.
İran sahası, Çin için bir cephe değil; Amerikan silahı ve Amerikan teknolojisi karşısında kendi teknolojisinin sınırlarını ölçtüğü bir test alanıdır. Burada sonuç değil, dayanıklılık izlenir. Hangi sistem ne kadar yük taşır, hangi kapasite hangi eşikte zorlanır. Çin bunu okur. Asıl takip edilen, sahadaki çatışmadan çok Washington’un karar alma ritminin nerede yavaşladığı, nerede sertleştiğidir. Bu nedenle Çin görünmez kalır. Sahaya girmez. Veri toplar, karşılaştırır ve bir sonraki hamlesini bugünden kurar.
Çin için bu süreçte kazanılan şey alan değil; rakibin sınır haritasıdır.
Rusya bu süreci bir savaş olarak okumaz. Rusya için mesele sonuç değil, zamandır. Tercih edilen senaryo ani patlama değildir. Kontrollü yıpranma esastır. Süre uzadıkça Amerika’nın maliyeti büyür, Avrupa’nın hareket alanı daralır ve denge ağırlaşır. Bu yüzden sessizlik tereddüt değildir; hesaplı bir bekleyiştir. Ancak bu çizgi dikkatle korunur; kontrol dışı büyüme Rusya için de risk üretir.
Bu süreç uzadıkça sahada kaybedenler değişmez; ama masada güçlenenler sessizce yer değiştirir.
Amerika Birleşik Devletleri nükleer başlığı öne çıkarır. Bu başlık bir güvenlik refleksi değildir. Enerji politikasını meşrulaştıran bir kaldıraçtır. Sahada çalışan gerçek dosya petroldür, enerji hatlarıdır ve bu hatların denetimidir.
Amerika’nın sorunu güç kaybı değildir; gücün aynı anda her yere yetmemesidir.
Enerji baskısı arttıkça bölgesel bağımlılık derinleşir, kontrol daha düşük maliyetle sağlanır. İsrail’in hızlı refleksi bu süreci ivmelendirir; gündemi sertleştirir, eşikleri erkene çeker.
Avrupa Birliği bu denklemde yön veren bir aktör değildir. Enerji ve güvenlik alanlarındaki bağımlılık, Avrupa’nın stratejik iradesini zayıflatır. Ortaya çıkan rol karar almak değildir; maliyet taşımaktır. Bu durum, Avrupa’nın içine sıkıştığı stratejik ataletsizliği açık biçimde görünür kılar.
İran ise bütün bu baskıların ortasında alanını korumaya çalışır. Petrolünü teslim etmemek ve egemenliğini muhafaza etmek temel önceliktir. Çin’le mesafeli ve çıkar temelli bir ilişki sürdürür. Rusya’yla zorunlu bir yakınlık kurar. Amerika’yla doğrudan çatışmadan kaçınır. Bu tutum saldırgan bir genişleme arayışı değildir; kontrol kaybını önlemeye dayalı bir hayatta kalma stratejisidir.
Gerilim sahada başlar; çevre coğrafyada dalga etkisi üretir. Süreç, bölge ülkelerinin dayanıklılık kapasitesini ortaya çıkarır.
“Savaş, gerçek gücün sınırlarını açığa çıkarır.”
Çetin Ay
BWA Başkanı