AMERİKAN HEGEMONYASININ SONU
Hürmüz’de başlayan gerilim hattının Doğu Akdeniz’e sıçrama ihtimali giderek güçlenmektedir.
Doğu Akdeniz artık yalnızca bir enerji havzası değildir; küresel güç rekabetinin yeni cephelerinden biri haline gelmektedir. Bu hat Türkiye’yi küresel güç mücadelesinin merkezine taşıyor.
Dünya yeniden şekilleniyor. Dengeler değişiyor. Kurallar yeniden yazılıyor. 21. yüzyılın büyük güçleri toprak değil, ağ kontrol eden devletler olacaktır.
Uluslararası sistemde patron değiştiğinde yalnızca güç dengesi değişmez; oyunun kuralları da değişir.
İran savaşı Amerika’nın başlattığı son büyük savaştır. Washington savaş başlatma gücünü hâlâ koruyor. Ama artık savaşları sınırsız büyüten ve tek başına bitiren güç değildir.
Mesele İran değildir. Mesele Amerikan gücünün sınırlarının ilk kez bu kadar açık görünmesidir.
Tarih bize şunu gösterir: savaşı başlatacak kapasitesi olup durduracak gücü olmayan büyük güç freni patlamış kamyon gibidir. Büyük güçler çoğu zaman yenildikleri savaşla değil, başlattıkları son savaşla geriler; zaferle değil, aşırı güçle yorulur. Tarih bunun sayısız örneğini gösterir.
Soğuk Savaş sonrası kurulan tek merkezli düzen çözülüyor. Tek bir süper gücün dünyayı yönettiği dönem bitiyor. Güç dağılıyor, dengeler yeniden kuruluyor. Yerini birbirini dengeleyen güç merkezlerinin kurduğu yeni jeopolitik düzen alıyor.
Atlantik güvenlik alanı; ABD, İngiltere ve Avrupa’nın askeri teknoloji, finans ve ittifak ağlarıyla kurduğu güvenlik mimarisidir. Bu blok hâlâ güçlüdür ancak artık dünya düzenini tek başına belirleyen merkez değildir. Avrasya alanı; Rusya ve Çin’in kaynak gücü, askeri kapasite ve coğrafi derinliği üzerine kurulu yeni ağırlık merkezidir. Hint-Pasifik yükselen alanı; Hindistan ve Güneydoğu Asya’nın üretim kapasitesi ve demografik dinamizmiyle küresel büyümenin yeni motorudur. Orta Doğu ise ticaret yolları, enerji hatları ve jeopolitik geçişlerin kesiştiği stratejik kavşaktır. İran, Türkiye, İsrail ve Körfez ülkeleri bu hassas denklemin ana aktörleridir.
Çağın rekabeti artık yalnızca ordularla ölçülmez. Stratejik madenler, üretim hatları, ticaret koridorları ve finans ağları yeni güç alanlarını belirler. Lityum, nadir toprak elementleri ve gümüş teknoloji ekonomisinin temelidir. Bugün nadir toprak üretiminin büyük bölümü tek bir ülkede yoğunlaşmıştır ve bu durum teknoloji rekabetini doğrudan etkiler.
Veri altyapıları ve sermaye akışları küresel gücün görünmeyen damarlarıdır. Finans piyasaları, borsalar ve kripto varlıklar artık yalnızca ekonomi değil; küresel güç mücadelesinin yeni araçlarıdır. Geleceğin büyük savaşları tanklarla değil; üretim zincirleri, teknoloji ve finans ağlarıyla kazanılır.
Modern güç haritası artık yalnızca sınırlar üzerinde çizilmez. Maden sahaları, ticaret yolları ve veri merkezleri jeopolitiğin yeni cepheleridir. Bugünün güç sistemi bir ağacın kökleri gibidir: yüzeyde ordular görünür fakat sistemi ayakta tutan güç toprağın altındaki kaynak ve sermaye damarlarıdır.
Çin’in yükselişi klasik askeri genişleme değildir. Pekin savaşmadan ilerler. Liman satın alır, maden anlaşmaları yapar, tedarik zincirlerini kontrol eder ve ticaret yollarını bir ağ gibi örer. Çin son yıllarda Asya, Afrika ve Avrupa’da onlarca liman ve altyapı yatırımına imza atmıştır. Bu bir fetih değildir; bir ağ kurma stratejisidir.
Artık güç tanklarla değil bağlantılarla büyür; toprakla değil ağlarla genişler.
Dünya artık tek bir gücün kontrol edebileceği kadar küçük değildir. Ortaya çıkan tablo nettir: Çin ağ kurar, Amerika hantallaşır.
Küresel sistemin en kırılgan noktaları dar geçitlerdir. Dünya ticaretinin büyük bölümü birkaç stratejik boğazdan geçer. Hürmüz Boğazı, Güney Çin Denizi, Doğu Akdeniz ve Tayvan Boğazı yalnızca deniz yolu değildir; küresel ticaretin atardamarlarıdır. Bu hatlardan biri kırıldığında yalnızca bölge değil, dünya ekonomisi sarsılır; ticaret durur, dengeler değişir.
Dünyanın dikkati Hürmüz ve İran hattına çevrilmişken Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik yeni bir soruyu gündeme getiriyor: Bu yalnızca bir gerilim mi, yoksa küresel rekabetin ikinci cepheye taşınmasının işareti mi? Ancak Doğu Akdeniz İran değildir; Türkiye bu denklemin pasif unsuru değil belirleyici gücüdür.
Bu yeni çağda Türkiye sıradan bir bölgesel aktör değildir. Türkiye haritanın ortasında duran bir ülke değildir; jeopolitik geçitleri tutan devlettir. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan deniz geçitleri ve Avrupa ile Asya arasındaki enerji ve ticaret hatları bu konumu stratejik hale getirir.
Karadeniz, Orta Doğu, Akdeniz ve Avrasya hatlarının kesiştiği noktada Türkiye bir jeopolitik düğüm noktasıdır. Enerji koridorları, ticaret yolları ve savunma sanayii kapasitesi Türkiye’yi yeni güç dengelerinin kilit aktörlerinden biri haline getirir.
Önümüzdeki on yıl üç büyük kırılma getirir. ABD-Çin rekabeti sertleşir ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki mücadele teknoloji, ticaret ve üretim zincirlerinde yoğunlaşır. Deniz geçitleri askeri rekabet alanına dönüşür. Avrupa daha fazla stratejik otonomi arayışına girer.
Uluslararası politika artık tek oyunculu bir satranç değildir; birden fazla gücün aynı anda hamle yaptığı sert bir güç mücadelesidir.
Ve çağın en sert gerçeği şudur: geleceğin büyük güçleri toprak yöneten devletler değil, ağ yöneten devletlerdir. Yeni güç dengesi meydanlarda kurulmaz; boğazlarda, ticaret yollarında ve maden sahalarında kurulur.
Dünya, mevcut güç yükselen güçlerin hızına yetişemediğinde düzen değişir.
Ve tarihin hükmü nettir: bir küresel güç çökerse haritalar değişir; zayıflarsa dünya düzeni değişir.
Çetin Ay
BWA Başkanı