DEVLET ESİR, TOPLUM REHİN
Siyasi Yapıların Devlet Üzerindeki Ağırlığı
Siyasi Yapıların Devlet Üzerindeki Ağırlığı
Kamboçya Asya’da,
Mısır Afrika’da,
Nikaragua Latin Amerika’da.
Farklı kıtalar, benzer sonuçlar. Devletler açık biçimde yıkılmadı; ancak siyasi yapılar karşısında hareket alanları ciddi biçimde daraldı. Devlet işlevini sürdürür, fakat çoğu zaman kendi iradesiyle yön tayin etmekte zorlanır.
Bayrak vardır. Kurumlar açıktır. Seçim süreçleri devam eder. Buna rağmen devlet aygıtı, siyasi yapıların belirlediği sınırlar içinde hareket etmek durumunda kalır.
Devlet her zaman yıkılarak ortadan kalkmaz. Çoğu zaman sessizce devre dışı bırakılır, karar alma kapasitesi zayıflatılır. Bayrağı vardır, kurumları açıktır, maaşlar ödenir. Ancak devlet etkin karar üretmekte zorlanır, inisiyatif kullanamaz, kendi başına hareket edemez.
Bu durum rastlantısal değildir. Belirli bir yönetim pratiğinin sonucudur. Devlet biçimsel olarak korunur, fakat etkisi sınırlandırılır.
Seçimle iktidara gelen hükümetler devleti ortadan kaldırmaz. Daha karmaşık bir yöntem izler. Kurumsal hafıza aşınır, refleksler yavaşlar. Kurumlar kapatılmaz; işlevleri daraltılır. Hukuk sistemi kaldırılmaz; uygulama alanı giderek daha sınırlı hale gelir. Devlet yok edilmez; etkisizleştirilir.
Bu sürece reform denir, yeniden yapılanma denir, istikrar denir. Oysa fiiliyatta yapılan şudur: Devletin taşıyıcı unsurları zayıflatılır. Yapı ayakta tutulur, fakat artık kendi ağırlığını taşımakta zorlanır.
Kararsızlık burada tesadüf değildir. Kararlar gecikir, dosyalar kapanmaz, belirsizlik kalıcı hale gelir. Çünkü netlik devleti güçlendirir; belirsizlik ise siyasi hareket alanını genişletir.
Bu aşamada devlet tarafsız bir denge unsuru olmaktan uzaklaşır. Bağımsız karar alma kapasitesi azalır. İnisiyatif kullanamaz, risk alamaz hale gelir.
İşlevsel olarak zayıflamış bir devlet, yürütme organına daha bağımlı hale gelir. Hukuk düzeni varlığını sürdürür; ancak uygulamada idari etkilerin daha görünür hale geldiği bir yapı ortaya çıkar. Bu durum, siyasi organizasyonların devlet mekanizması üzerinde belirleyici bir ağırlık kazanmasına yol açar.
Bu model tek bir ülkeye özgü değildir. Evrensel nitelik taşır. Sorun ülkeler değil, siyasi yapıların devleti aşan bir konum edinme eğilimidir. Bu anlayış değişmedikçe, iktidarlar değişse bile sonuçlar büyük ölçüde aynı kalır.
Seçimler meşruiyet üretir. Ancak bu meşruiyet her zaman devletin kurumsal kapasitesini güçlendirmek için kullanılmaz. Zamanla, devletin hareket alanı bu meşruiyetin gölgesinde daralabilir.
Ve bir gün bu durum fark edilir. Çoğu zaman geç kalınmıştır.
Çünkü devlet ortadan kalkmamıştır. Hâlâ vardır. Kurumları çalışır, düzen sürer. Ancak etkisi sınırlıdır. Adı vardır, fakat ağırlığı azalmıştır. Yapısı vardır, fakat irade üretme kapasitesi zayıflamıştır.
En riskli zayıflama biçimi budur: Açık bir yıkım görüntüsü vermeden gerçekleşen süreçler. Devleti ayakta tutarken etkisini azaltmak.
Bu noktadan sonra mesele yalnızca hükümetler değildir. Çünkü karar alma kapasitesi zayıflatılmış bir devlet yapısında, kim yönetirse yönetsin sonuç büyük ölçüde değişmez.
Devletin işlevi daralmış, siyasi yapıların etkisi artmıştır. Devlet aygıtı geri planda kalmış, siyasi organizasyonlar belirleyici hale gelmiştir.
Bu dünyadaki iktidarla özdeşleşmiş bürokratik çevrelerde kaçınılmaz bir sorgulama doğurur:
Biz gerçekten devlet miyiz,
yoksa belirli bir dönemin yöneticileri mi.
Çetin Ay
BWA Başkanı