DÜNYA KİLİTLENDİ... SİSTEM ASKIDA.

DÜNYA KİLİTLENDİ... SİSTEM ASKIDA.

04 Şub 2026 - 08:19 YAYINLANMA

Dünya sistemi ilerlemiyor. Dağılmamak için oyalanıyor. Yaşanan şey bir kriz değil. Bir durgunluk da değil. Bugün karşı karşıya olunan tablo, küresel ölçekte yön üretme ve karar alma kapasitesinin zayıfladığı bir döneme işaret ediyor.

Bugünkü tablo, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde yaşanan uzun soluklu depresyonların ilk evrelerini hatırlatıyor. O dönemlerde de çöküş bir anda gelmedi. Önce ritim kayboldu. Bugün de benzer bir eşikte duruluyor. Mekanizma çalışıyor, ancak net bir yön üretmekte zorlanıyor.

Bu bir ekonomik bozulma değildir.
Bu, geleceğe dair belirsizliğin derinleştiği bir durumdur.

Para var. Likidite var. Rezervler yüksek. Buna rağmen sistem beklenen etkiyi üretemiyor. Sorun para miktarı değil. Sorun güvenin zayıflaması. Gelecek net değil, yarın ikna edici görünmüyor. Bu nedenle para temkinli davranıyor, yatırımlar erteleniyor, risk alma isteği düşüyor. Bu bir bekleme hâlidir; ancak iyimser bir bekleyiş değildir.

Piyasalardaki hareketlilik sınırlı ve yönsüzdür. Para birimleri aynı anda farklı yönlere tepki verebiliyor. Altın tam anlamıyla güvenli bir liman işlevi görmüyor, daha çok geçici bir sığınak olarak kullanılıyor. Borsalar yükselse bile bu kalıcı bir rahatlama yaratmıyor. Fiyatlar net bir yön sunmuyor; belirsizliği yansıtıyor. Bu nedenle tablo klasik bir durgunluk olarak tanımlanamaz.

Bu çerçevede küresel para düzeni de çoğu zaman eksik okunuyor. Yeni araçlar ve alternatif kanallar tartışılıyor, ancak henüz bütüncül ve yerleşik bir sistem ortaya çıkmış değil. Dijital paralar ve yeni ödeme mekanizmaları, mevcut yapının eksiklerini telafi etmeye yönelik denemeler olarak öne çıkıyor.

Kurallar yürürlükte, ancak bu kuralların uzun vadeli sonuç üreteceğine dair güven sınırlı. Hesaplamalar yapılıyor, riskler ölçülüyor, fakat bu risklerin kalıcı biçimde yönetilebildiği yönünde güçlü bir kanaat oluşmuyor. Bu nedenle kullanılan söylemler ile hissedilen gerçeklik arasında bir mesafe oluşuyor. Bu mesafe, belirsizliği daha da artırıyor.

Bu tablo çoğu zaman “geçici” olarak tanımlanıyor. Oysa geçici durumlar genellikle net bir çıkış beklentisi taşır. Burada ise çıkış net değil. Alınan kararlar sorunu çözmekten ziyade zamanı yönetmeye odaklanıyor.

Asıl risk belirsizliğin kendisi değil. Asıl risk, geleceğe dair anlatıların ikna gücünü kaybetmesi. Gelecek yeterince inandırıcı olmadığında planlama zorlaşıyor, yatırım erteleniyor, risk alma davranışı sınırlanıyor.

Bu tabloyu yalnızca küresel dinamiklerle açıklamak da yeterli olmayabilir.

Gelişmiş ekonomiler bu süreci belirli ölçüde taşıyabiliyor. Ancak daha kırılgan yapılar için aynı durum aşınma anlamına geliyor. Para değer kaybedebiliyor, borç yükü artabiliyor, gıda ve enerji maliyetleri yükseliyor. Risk bazı merkezlerde dengelenirken, çevre bölgelerde günlük hayatın içine daha doğrudan yansıyabiliyor.

Bu tür dönemlerde öncelik hızlı büyüme değil, istikrarı koruyabilmektir.

Bugün dünyada silahlı çatışmalar farklı ölçeklerde devam ediyor. Nükleer eşiğin aşılmadığı bir ortamda, daha düşük yoğunluklu gerilimler ve çatışmalar süreklilik kazanıyor. Finansal kırılganlıklar konuşuluyor, fiyatlanıyor ve çoğu zaman erteleniyor. Para sistemi baskı altında kalıyor; yerine farklı modeller deneniyor, ancak henüz kalıcı bir yapı oluşmuş sayılmaz. Tehdit algıları canlı tutuluyor, riskler çoğu zaman askıda yönetiliyor. Bu yaklaşım kısa vadede denge sağlasa da maliyetleri zaman içinde artırıyor.

Belirsizlik hem toplumsal hem kurumsal düzeyde hissediliyor.

Bu nedenle yaşanan süreç ne klasik bir kriz ne de net bir toparlanma sürecidir. Aynı şekilde tamamlanmış bir geçişten de söz edilemez. Mevcut durum, sistemin askıda kaldığı bir dönemi tanımlıyor.

Ekonomi güçlü bir büyüme ivmesi yakalamaktan ziyade, mevcut dengeleri korumaya odaklanmış durumda. Ancak temel mesele ekonomi politikalarının ötesinde yer alıyor. Asıl sorun, kuralların ve çerçevenin ikna gücünün zayıflamasıdır. Toparlanma, çoğu zaman büyümeden önce öngörü kapasitesinin güçlenmesiyle başlar. Sermaye, kendini güvende hissetmediği ortamlarda temkinli davranır.

Bugün yaşanan tablo budur.
Ve bu tablo, çözümden önce doğru bir teşhis ihtiyacına işaret etmektedir.

Öngörü, devletin yaşama refleksidir.

Çetin Ay
BWA Başkanı

Kaynak :
UBA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: