İRAN’DA SAVAŞIN PERDE ARKASI..!

İran’da hükümet, Amerika’da devlet büyük.

01 Mar 2026 - 11:39 YAYINLANMA
İRAN’DA SAVAŞIN PERDE ARKASI..!

Molla rejimi, iktidarda kalabilmek için düşman olarak gösterdiği İsrail ve Amerika’ya karşı sert söylemler üretirken, yükselişi dönemin küresel güç dengeleri içinde mümkün oldu. Sonuçta İran ekonomik ve jeopolitik olarak kırılgan, dış baskıya açık bir ülke haline geldi.

Ayetullah Humeyni’nin ortaya çıkışı ve iktidar süreci, Amerika ve İngiltere’nin bölgesel hesaplarıyla aynı döneme rastladı. Hamaney ise İsrail’in güvenlik denkleminde işlev gören bir figüre dönüştü.

Devlet ile rejim arasındaki çizgi, hükümet devletin yerine geçtiğinde silinir; bağımsızlık söylemi güç üretmez, kırılganlık üretir. İran bunun en somut örneklerinden biridir.

1979 yılında…

Tahran’a bir uçak iner. Humeyni İran’a döner. Şah gider. Yeni bir düzen kurulur, yön değişir.

Asıl mesele şudur: Güçlenen gerçekten ülke miydi, yoksa yalnızca iktidar mı?

Bir yönetim anti-Amerikan söylemle ortaya çıkabilir. Meydanları doldurabilir. Dış düşman diliyle kalabalıkları arkasına alabilir. Ancak büyük dönüşümler küresel dengelerden bağımsız değildir. Humeyni devrimi de uluslararası konjonktürün dışında doğmadı.

Devrimden sonra kılınan ilk Cuma namazının görüntüleri yıllardır konuşulur. İmamın arkasında yalnızca devrim kadroları değil; Amerikan Büyükelçisi ve farklı din temsilcileri de vardır. Sert söylem başkadır, güç dengesi başkadır.

Ardından tasfiyeler başladı. İdamlar geldi. Binlerce insan asıldı. Muhalifler susturuldu, farklı düşünenler cezalandırıldı.

Kurumlar ve hukuk ideolojik çerçeveye göre yeniden düzenlendi, güç tek merkezde toplandı.

Rejim güçlendikçe medya tek sesli hale geldi. Lider kahramanlaştırıldı. Yolsuzluk ve adaletsizlik geri plana itildi. Toplum dış düşman anlatısıyla yönlendirildi.

Yıllarca süren ambargoların bedelini halk ödedi. Ekonomi daraldı, yoksulluk derinleşti, gençler umudunu kaybetti. Toplumsal gerilim büyüdü.

İran rejimi tarafından “Dünyanın en güçlü silahlarını üretiyoruz” denildi. Bu söylem televizyonlarda tekrarlandı ancak bu iddianın karşılığı sahada görülmedi. Propaganda ile gerçeklik arasındaki mesafe açıldı.

Laf vardı ama ekonomik güç yoktu. Bağımsızlık denildi; dışarıda ambargo, içeride gelir adaletsizliği yaşandı.

Polis, asker, savcı, devrim muhafızları… Bunlar bir hükümetin sopası değil, milletin teminatıdır. Devlet gücü iktidarı korumak için kullanıldığında zayıflar; milleti koruduğunda güçlenir.

Güven aşındığında meşruiyet sarsılır. Petrol vardı, refah yoktu. Çünkü içeride kutuplaşma ve ayrışma üretildi. İnsanlar bilinçli biçimde bölündü. Rakipler yargı süreçleri üzerinden etkisizleştirildi. Eleştiri tehdit sayıldı.

İktidar kendini devletin yerine koyduğunda, hukuk siyasi refleksle işlediğinde ve kurumlar kişiselleştiğinde güç görüntüsü artar; zemin zayıflar.

Irak’ta böyle oldu. Libya’da böyle oldu. Suriye’de böyle oldu.

Önce içeride sertlik büyüdü, ardından müdahale geldi. Bu bir gecede olmaz. Zemini içeride oluşan adalet ve güven kaybı hazırlar.

O zemin; kurumların zayıflaması, toplumsal kutuplaşma ve ayrışma, meşruiyetin aşınmasıdır.

Bir ülkede halkın bir kısmı dış müdahaleye umut bağlarken diğer kısmı korkudan susuyorsa çözülme içeriden başlamıştır.

Kalıcı olan kurumdur; yönetimler gelip geçer.

Devlet milletindir. Hükümet millete hizmet etmek için vardır.

Gerçek bağımsızlık bağırmak değildir; güven üretmektir. Gerçek liderlik rakipleri ezmek değil, kuralları ayakta tutmaktır.

Düşmanlık sloganla. Bağımsızlık nutukla olmaz.

Asıl mesele: Devlet mi büyüyor, yoksa sadece koltuk mu korunuyor?

Kurumu zayıf, iktidarı güçlü olan ülkeler dış müdahaleye açık hale gelir. Dış işgal içeride başlar. İçeride zayıflayan yapı dışarıda korunamaz.

Hükümet devletten güçlü olmamalıdır.
Hükmetmez; hizmet eder.

Çetin Ay
Bwa Başkanı

Not: Bu metin, İran’ın tarihsel ve siyasal süreci üzerinden yapılan genel bir jeopolitik değerlendirmedir; herhangi bir ülkeye yönelik  bir atıf içermemektedir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: